Bir Çalgıcı Şehri – Bremen Gezi Rehberi

Gülnür Teyzeciğime selam olsun diyerek başlayayım yılın sonu gezilmiş günü birlik Bremen gezi bloguma.

Bremen de Hanover gibi Aşağı Saksonya eyaleti şehirlerinden. Aynı Eyalet içinde kalmışsak hemen ulaşıma bağlayabilirim.

Bremen Ulaşım

Aynı eyaletten bağladım ama Bremen’e sadece Hanover’den ulaşmak zorunda değilsiniz. THY buraya direkt uçuyor. Pegasus da uçtuğunu iddia ediyor ama sizler için hiç de adetim olmadığı üzere ufak bir araştırma yaptığımda ocak ayı için arattığım hiç bir gün için uçuş çıkmadı. Mevsimsel ya da keyifsel takılıyor olabilir. Kendi bilir! Ya da yine siz kendi tarihleriniz için beni yormadan bakıverin.

Biz Hanover’den yine eyalet bileti ile geldik. Bu trende wifi vardı. Ama bu sefer de priz yoktu, yani eyalet trenlerinde ekmek var, köfte yok durumu olabilir. Bu tabi ki 29 eur’ya iki kişi gidiş – dönüş ulaşıma ek gittiğimiz geldiğiniz şehirlerdeki şehir içi ulaşımın da bilet fiyatına dahil olmasının bütçemize sağladığı ekonominin yarattığı mutluluğu hiç bir şekilde gölgelemiyor.

Eyaleti başka olsa da içerik – servis benim denk geldiğim eyaletlerde hep aynı, onun için ben sizi ayrıntılar için yine Heidelberg yazıma yönlendireceğim. Buraya tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz.

Bremen Gezilecek Yerler

Burası büyük ve turistik bir şehir. Biz günü birlik gelip üç beş şey gördük diye sizin ufkunuzda sis yapmayalım deyip konuyu burada kapatırmışım 😀 Ben tabi o üç beş şeyden bahsedeceğim de bu şehir sizi günü birlikten fazla eğler. Kendiniz benimle kısıtlamayın 🙂

Biz trenden iner inmez Almanya klasiklerimiz eski şehir ve pazar alanına gittik. Burası meşhur mızıkacıların olduğu alan.

Biraz ötede de Roland heykeli var. Bremen’de görülmesi gereken şeyler yazdığınızda ilk karşınıza bunlar çıkıyor. Mızıkacılar sempatik, etrafta turist bol, tekil resim almak için sıraya girmeniz lazım. Bu görevi başarıyla ifa ettik, oradan hemen Roland Bey amcanın elini öpmeye gidiyoruz gibi bir sıra var. Yani saygıda kusur etmeyelim ama kim bu Roland derseniz, kuzenim Seda beni ayana kadar kendisine elbet bir alemeti vardır meydan heykeli olarak baktımdı.

Roland’ın 10.21 mt’lik derinliklerine girmeden Belediye Binasıyla beraber bu heykelin UNESCO dünya kültürel mirası olduğunu söyleyivereyim. Pazarlama herşey 🙂

Roland, Şarlman’ın (Frankların Kralı) Kral Artur’un yuvarlak masa şövalyeleri misali olan oniki şövalyesinden birisiymiş. Türkü olmasa da bir takım ezgilere de konu olmuş. Evropa halkı için önemli olan bazı savaşlarda başarı göstermiş. Eminim buraya kadar hepinizde epey bir fikir oluşturdum 🙂 Özünde mitolojik bir kişilik. Yani bilgiler net değil. Bilgilerden kesin sayılabilecek olanları 778’de öldüğü ile o zamanın Fransasının İngiltere’ye karşı sınırları korumakla görevli sınır valisi olduğu imiş.

Hayatına Fransız başlayıp ne ara Almanların özgürlük sembolü haline geldiği konusu beni aşar ama ortaçağda kendilerini soylularından soyutlayıp bağımsızlığını kazanan şehirlerin baş kaldırı simgesi olarak ortaya çıkmış. Yine bu sebeple 1404 yılında pazar meydanının ortasına kılıcıylan beraber dikilivermiş bu heykel.

Heykel var olduğu sürece şehre bir zeval gelmeyeceği inanılıyormuş. Heykelimizin yüzü kiliseye dönükmüş, mesaj gözüm üzerinizde imiş. Bir de işçiliğimize güvenimiz tam ama Allah muhafaza yine de bir helal gelirse diye belediye binasının altındaki kasalarda yedek bir heykel olduğu söylentisi varmış.

Heykelin boyutuyla müsemma paragraflarca söylentiyi gözünüz sokabildim se buradan yavaş yavaş Böttcherstrasse’ye doğru yol alabiliriz.

Yol almadan önce pazar meydanını ben Brüksel’in Grote Markt’ına benzettim demeden geçemeyeceğim. Bremen ben zengin bir şehrim diye tavrını ortaya koyuyor sanki…

Neyse biz devam edelim, Böttcherstrasse mimari ayrıntılara ilgi duyan kitleleri pek eğleyebilir. 1920’lerde bakımsızlıktan yıkılma tehlikesi geçiren sokağımızı kafeinsiz kahvenin mucidi Ludwig Roselius hayata döndürmüş. Döndürme işlemi için elbet işinin ehli bir takım kimselerle çalışmış yani amel değil fikir kendisine ait.

Sokağımız espresyonist, art nouveau ve art deco karışımı tuğla binalarıyla ünlü. Ben sevimli bir yer deyip geçeceğim. Tuğlalara bakıp burası espresyonist burasıda art deco diyemiyorum … henüz 😀

Biz buradan yine eski çağların balıkçı mahallesi şimdilerin hip turist çekim noktası Schnoor Mahallesine gittik. Etraftaki binalar pek resmedilesi ve kafe, restoranlar pek sevimli. Aşağılarda tavsiye edeceğim tatlı molası da buradan gelecek. Az sonra…

Tatlımızı aldıktan sonra eyalet biletimizin hakkını vermek üzere Rhododendron Park’a doğru yol aldık. Buraya merkez tren istasyonunun oradan 4 numaralı tramvayla ulaşabiliyoruz. Hedef destinasyonumuz için aşmamız gereken 10 durak var ve bu iş için bize ayrılan süre yaklaşık 15 dakika. Tramvaydan indikten sonra yaklaşık bir 10 dakika da yürüme mesafemiz var ama zaten amacımız park içinde yürümek olduğu için bu mesafe bize koymaz. Bu arada bu yol üzerindeki binalar aşırı güzel ve fiyakalı gözüküyordu.

Parkın adını uzun uzun tekrar yazmayım şimdi, isim parkımızda sebil olan bir çicekmiş. Gitmeden önce google’dan resimlerine baktıktı. Hakikatten de çok güzel gözüküyordu. Kışın ortam ördeklere kalmış olsa da bizi eğledi.

Bremen Yeme – İçme

Parktan sonra yine merkeze dönüp travmaya binmeden gözümüze kestirdiğimiz burgerciye attık kendimizi. Bremen gezimizin bizi en mutlu eden kısmı da bu burgerci oldu. Bremen çok güzel, kesinlikle gezilecek daha çok yeri var, ve ilkbahar – sonbahar’da resim gibi manzaralar veriyordur ama Burgercideki yemekler çok güzel çıkınca kendisini direkt listenin en tepesine aldık 😀

Burgercimizin adı Hans im Glück Burger Grill Bar. Vejetaryen, vegan da dahil olmak üzere zibilyon çeşit burger var. Ayrıca gün ortası ve akşam diye ayrıştırdıkları iki menü seçeneği var. Şimdi geçmiş gün tam hatırlamıyorum ama 5,50 eur + seçtiğiniz burger fiyatı gün ortası menüsü fiyatı, 8,50 eur + seçtiğiniz burger fiyatı akşam menüsü fiyatı idi sanki. Biz gün ortası menüsü için kişi başı 14,90 eur gibi bir hesap ödedik. Buna ev yapımı limonata, ice tea dahil bir içecek, patates / salata tarzı bir yan ürün, burger ve sonrasında sıcak içecek dahil. Yediğimiz herşey de çok lezzetli idi.

Gün ortası – akşam kısmı saate göre ayarlanıyor. Bir de biz tam iki menünün kesişme saatlerinde gittiğimiz için bize siz hangisini isterseniz ona karar verin buyurdular sağ olsunlar. Akşam menüsünün farkı içecek kokteyl seçebiliyorsunuz. Ortam da servis elemanları da çok tatlı, ayrıca burası merkez tren istasyonuna da çok yakın. Kesinlikle tavsiye ederiz.

Yukarılarda yazının bu bölümlerinde ifşa edeceğimi iddia ettiğim Schnoor’da oturduğumuz kafe de 3 x im Schnoor. Kendisi fırın, şekerci, kafe üçü birada konseptmiş. Açıkcası içindeyken bu üçleme bizim Türk benliğimizde bir farklılık duygusu uyandırmadı. Bahsedilen bu üç öğe bizim kafelerde genelde fabrika ayarı olarak mevcut bulunuyor sanki. Pazarlama olarak bize error verdirmiş olsa da yediğimiz pastasından çok memnun kaldık. Tavsiye ederiz 🙂

P.S. 1 Bu yöremizde çayımızı kahvemizi kıtlama şekerle alıyoruz. Kaya şekeri gibi çeviriyi uygun gördüm ama hayatımda ilk defa gördüğüm bir şeye benim uygun gördüğüm çeviriden ne hayır gelir 🙂 Bu şekerimiz sofra şekerinden daha az tatlı ama daha aromatikmiş. Bu paragrafın da bilgi kaynağı kuzenim Seda ❤

P.S. 2 Günü birlik gezi bütçeleri ana geziye dahil olduğu için gider tablosunu Hanover Rehberimde ifşa ettim. Bu cümlenin de tek yazılma sebebi bir Hanover yazısı olduğunu gözünüze sokmak istemem. Ben o kadar çaba gösterdiğime göre sizler de yazıyı okumadıysanız buraya tıklayabilirsiniz 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s