Gezilmesi Oy Birliğiyle Onaylanmış Venedik Gezi Rehberi

Venedik, ben Kosova’ya bilet aldım dediğiniz zaman karşılaşacağınız sebep altmetinli yargıylayıcı bakışları asla yaşamayacağınız şehirlerden bir tanesi. Bir kere Venedik’i gezisi planladım dediniz mi herkes bir şekilde onay çakıveriyor sağ olsunlar. O zaman başlayalım icazeti oy birliğiylen alan Venedik gezi rehberine.

Venedik’e Ne Zaman Gidilir – ya da Gidilmez 😉

Venedik’in mevsimi yaz ayı imiş. Benim için herhangi bir destinasyonun uygun zamanı ben ucuz bileti ne zaman bulursam olduğu için uygun alt yapı ile her mevsim her yerin üstesinden gelirsiniz tam gazıyla uygun mevsim konularına girmeden benim gittiğim mevsim şartları için gerekli teçhizattan bahsedip konuyu kapatıyorum. Amaç gezmek olsun bir şekilde ortama adapte olunuyor. Venedik durumunda uygun mevsimi yazıp üzerine alakasız bir paragraf cümle kurmamım sebebi özellikle yazın ya da yaza yakın mevsimlerde gitmeyin demek. Burası dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden bir tanesi. Kalabalık kaldıracak da çok bir yüz ölçümü yok, ayrıca yerel halk da turistten tiksinmiş ve bu tiksinmeyi yansıtmaktan hiç çekinmiyor.

Onaltı milyon insan üzerine medenileşmelerini tam tamamlayamamış ülkelerin enteresan turistlerini ağırlayan İstanbul mukimi bir kimse olarak Venedik’lilerin bu tavrını aşırı şımarıkça buluyorum.

Düşük sezonda gitmeniz yine de bu tavırlara maruz kalmayacağınız anlamına gelmiyor ama bir şekilde düşük sezonda size daha iyi davranmaları için duygusal sebepleri ortaya çıkabiliyor.

Buraya kadar da hala okumayı sürdürmüşseniz bu işe baş koymuşsunuz diyerek başlıyorum …. hoş yukarıda da başladığımı iddia edip araya iki paragraf atar döktüm ama bu sefer gerçekten başlıyorum 🙂

İstanbul – Venedik Ulaşım

Pegasus ve Thy direkt uçuyor. Sanırım her Eylül ve Kasım ayında Thy Güney Avrupa promosyonu düzenliyor. Aslında sanmıyorum, ben şu ana kadar Venedik harici Portekiz ve İspanya biletlerini bu şekilde gömmüştüm ama aylar konusunda siz yine de Thy’nin promosyon maillerini takipte kalın. Aşağıda masraf kalemlerinde belirteceğim ama biz gidiş dönüş biletini kişi başı 645 TL’ye aldık.

Hazır yukarıda düşük sezon için ilk motivasyonu oluşturmuşken ikinci motivasyon sebebinizi de burada ortaya koyayım.

Venedik Havalimanı – Şehir merkezi ulaşım

Venedik ve çevresi sulak arazi o bakımdan bu tarz arazi ulaşım araçlarının reytingi hayli yüksek. Reyting yüksek ama hizmet bedeli pek sempatik değil. Yine de bir şekilde merkeze ulaştıktan sonra kendi zevkiniz harici çok da bir ulaşım aracına ihtiyaç duymayacağınız için burada konfor kaleminden harcayabiliriz. Bu girizgahın sebebi de hava alanından merkez Rialto köprüsüne sizi götürecek vaporettonun gidiş geliş bedelinin 27 eur olması. Hatırlarsanız Almanya’da bu paraya iki eur daha ekleyip iki kişi başka şehre gidiş dönüş tren bileti almıştık. Ayrıca bu 27 eur tek kişilik bilet fiyatı. Eğer bileti gidiş dönüş değil tek yön alacağım derseniz 15 eur, yok gidiş – dönüş ama internetten alacağım derseniz de 25 eur. Öyle de ya da böyle TL’ye çevirmeden ya da TL’ye çevrilmiş halini görmeden alacağınız bir mecrayı tercih etmeniz sizi kendi dünyanızda daha mutlu kılabilir. Bileti internetten almak istemezseniz havaalanında makineler var ve hem kredi kartı hem de nakit kabul ediyor sağ olsunlar.

Hava alanı vaporettosu bu kadar paranızı aldıktan sonra sizi illa Rialto’da bırakıvereceğim diye tutturmuyor. Grand Canal üzerinde çeşitli duraklarda inme seçeneği sunuyor.

Ben bu kadar para vermeyim hacı derseniz hava alanından Venedik’in kara ile son bağlantı noktası olan yere kadar otobüs var. Biz 2009 yılında bu otobüse 1,5 eur vermiştik sanki. 2020 enflasyon zamlarıyla beraber tek yön bileti 8 eur, gidiş dönüş almak istersek 15 eur olmuş. Eğer Pzl. Roma civarından konaklamıyorsanız, ya da bizim gibi en merkez cami San Marco ve Rialto arasında kalıyorsanız, buradan yine bir vaporettoya binmeniz gerekecek çünkü valizlerle dar yollarda yürümek, köprülerden inip çıkmak kolay değil. Bu sefer 75 dakikayı kapsayan tek kişilik bilet için vaporetto 7,5 eur’nuzu istiyor.

Dediğim gibi bu aşamayı bir şekilde atlatırsanız kendi keyfi tercihleriniz dışında ulaşıma başka bütçe ayırmanıza gerek yok. Valizleri otele attıktan sonra tüm Venedik’i yürüyerek gayet rahat gezebilirsiniz.

Venedik Konaklama

Venedik’in tamamı UNESCO kültürel mirası. Yani ortaçağ havasını geçmişten günümüze az çürüyerek de olsa hala koruyor. Bu durumda bu atmosfer sarsın dört bir yanınızı istiyorsanız ada konaklamaları maalesef çok uygun değil. Bu konu da düşük sezonda gelmek için üçüncü motivasyon sebebiniz olabilir.

Ben aşağıda masraf kalemlerini dökeceğim dedim ama galiba mevcutta tercihim yeri geldikçe aralara sıkıştırmak yönünde.

Biz dört gece kahvaltı dahil 17. yüzyıl Venedik stili döşenmiş, kanal yanı (bu konuya aşağılarda ayrıca değineceğim) iki kişilik odaya toplam 312 eur ödedik.

Otelin yeri kesinlikle çok iyi idi, Rialto’dan yürüyerek 5 dakika aynı şekilde San Marco’da aşağı yukarı o kadar sürüyor. Kahvaltısı gayet başarılı, wifi güzel çalışıyor, ayrıca bizim oda kahvaltı salonunun biraz ilerisinde olmasına rağmen ne koku ne de ses ile ilgil bir problem yaşamadık ki koku benim için hassas da bir konu. Hem oda hem havlu, çarşaf vs de gayet temizdi. Otel 17. yüzyıl mobilyaları filan diye anlatınca temizlik konusunda bir soru işareti belirme eğilimi olmuştu bende ama yorumlarda çok temiz vs yazınca tamam yaa olmuştum, gerçekten otel çok temizdi, o vintage ortamda bu temizlik bizim için takdir konusu da oldu.

Otel personeli kesinlikle kibar, Venedik ortamında daha da başka bir şey beklemek abesle iştigal olacağından bu konu üzerinde çok durmuyoruz. Yine de personelin size en sempati göstereceği an valizinizle otelden çıktığınız zaman olduğunu söylemeden geçemeyeceğim 🙂

Bir de check in yapan amcanın tüm süreçleri anlatma rutinini kesinlikle bölmeyin, böldüğünüz noktadan en başa sarıp tekrar anlatıyor. Mesela bize illa da otelden Rialto ve San Marco’ya en kısa şekilde nasıl gideceğimizi oradan geldiğimizi söylememize rağmen anlattı. Anlatırken de böldüğüm yerden değil 4 gecelik rezervasyonumuz olduğunu bize bildirdiği andan alarak anlattı sağolsun.

Ama güzel haber genel tavırları muhatap olmamak yönünde olduğu için bu aşama haricinde bir daha bizimle iletişime geçmedi.

Otele yerleştiğimize göre çantaları bırakıp kendimizi Venedik kanallarına atabiliriz.

Venedik Gezilecek Yerler

Gülşen’in de beni de ikinci Venedik gezimiz olduğu için biz bu sefer Rialto ve San Marco civarında çok takılmadık. San Marco meydanı ve Rialto tüm Venedik görsellerinin ana malzemesi. San Marco Meydanında bir kilise ve yanında Dükün sarayı az ileride kule temel gezilecek öğeler. 2009’daki gezimden aklımda kalanlar kilisenin hazine dairesindeki bir Arap yağı fazla bulunca ne yapmış prodüksiyonu ele geçmiş tüm değerli taşları şu duvara gömelim enstelasyonu ile yine saraydaki bak benim nelerim var prodüksiyonu altın tavan. Bu tavan da ana salon filan değil gayet bir geçiş koridorundaydı.

Biz bu gezimizde San Marco’yu bir geçiş noktası olarak kullandık. Yani 2009’dan beri bu yapıların hayatlarında bir şey değişti mi bilmiyorum.

Venedik haritasına baktığınız zaman (bence) çipura tarzı bir balığa benziyor. Genel kanı da bu yönde imiş ama benim hayal gücümün eksik bıraktığı oltaya takılmış kısmı varmış. Olta ana kara ve adaları ana karaya bağlayan yol / tren yolu imiş. Baştan gövdeye kadar olan kısım yani Rialto – San – Marco hattına kadar olan bölge genel daha turistik olarak geçiyor. Buradan itibaren kuyruk kısmı ise yerel yaşamı daha çok gözlemleyebileceğimiz alan olarak tanımlanıyor. Biz de var olduğu iddia edilen yerel yaşamı yerinde incelemeyi bu gezimiz için uygun bulduk.

Bu misyonu yine bir free walking tour rehberliğinde gerçekleştirdik. Rehberimiz yıllar önce soğuğundan usandığı Litvanya’sını bırakıp Venedikli bir koca bulup buralara yerleşen bir kimse idi. O da tavır olarak genele uyumayı tercih etmiş bir kişilikti.

Bizim tercih ettiğimiz tur günlük Venedik yaşamını kapsadığı için turistik çekim noktalarından çok okul – hastane – mezarlık – temiz su alanları bağlamında gelişti. Mezarlığın adaların en doğusunda olup da buraya ulaşımın son bir tekne seyahati ile gerçekleşmesi Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi’sini hatırlatmadı değil.

Venedik’te yüz küsur ada varmış, ve 19. yüzyıla kadar adaların birbirine bağlayan köprüler yokmuş. Hal böyle olunca her ada kendi kendine yeter halde kurulmuş / inşa edilmiş. Kanal çevresinde olan evler zenginlik göstergesi, ve tabi ki en zengin kanal da Grand Canal yani Venedik’in Bağdat Caddesi ya da Abdi İpekçi Caddesinden nasibini alacak yeri.

Köprüler olmayınca tek ulaşım şekli bize deniz kalıyor. Bu durumda Kanala bakan her evin kanal üzerinde bir tekne bağlama / tekne park etme alanı var ki bu alan aynı zamanda evimizin deposunun girişi. Venedikte zenginlerimiz ticaret yaparak zenginleşiyorlar. Genel bir soylu aile / ruhban kısım yok. Zaten Venedik de bir cumhuriyet … en azından Napolyon gelene kadar öyleymiş.

Venedik Batı Roma yıkıldıktan bir süre sonra kimsenin yüz vermediği bir alanda sakinlerine güvenli bir yaşam alanı sunduğu için kurulmuş. O kadar ada – bataklık kendi halkı hariç kimseye cazip gelmemesinden ötürü korsan – barbar yağmalarından uzak kalabilmiş, 15. yüzyılda coğrafi keşifler başlayana kadar doğu – batı ticaretiyle bir şekilde kendilerini çevirmişler. Tabi tüccar adamlar, pazarın ihtiyacına göre elbet başka şeyler de satmışlardır da, genel olarak batıya doğudan tekstil ve baharat, doğuya da batıdan kereste satmışlar. Coğrafi keşiflerle beraber aynı metaları üçte bir ya da yarı fiyatına satan Portekizliler bu abilerimizin işini bozmuş, ama iki yüz yıl kadar daha önden kazandıklarının sefasını sürmüş Venedikli tüccarlarımız. Bu son iki yüzyıl asıl bak benim nelerim var prodüksiyonu olarak ortaya çıkan dönem. Ne de olsa imaj her şey, yıkılmadım ayaktayım derken de kuru kuruya olmuyor.

18. yüzyılın sonunda Napolyon gelip size bu kadar cumhuriyet yeter demiş, sonra Avusturyalılar Napolyonun kaldığın yerden devam etmiş, ama tabi özünde bu halkımızda Alman disiplini var, hazır gelmişken tapu kadastro – alt yapı işlerine el atmışlar – sağ olsunlar 🙂 sonra Venedikliler biz özünde Venedikli olsak da Avusturya tebası olmaktansa İtalya tebası olmayı yeğleyelim bari deyip İtalyan birliğine katılmışlar.

Günlük tarih dersi dozunuzu aldınızsa bu kadar paragraf tarih anlatmamın sebebi aslında adaların / evlerin / meydanların gelişim şeklini açıklamak için alt yapı oluşturmak istemem. Bunu yaparken biraz kaptırmış olabilirim artık ona da takılmayacaksınız.

Şimdi elimizde ticaretle zengin olup, evlerini kanal kıyısına inşaa etmiş gösteriş meraklısı bir takım zengin kimseler var. Ee tabi ki onlara hizmet edecek bir takım özgür şehir insanları da olmalı. Özgür şehir insanları çünkü burası bir cumhuriyet. Ama bu insancıklar köprüsüz ortamda nasıl ulaşım sağlayacak? Özünde sağlamayacak çünkü her adamız bu sebeple kendine yeter halde dizayn edilmiş ama bu kimseler bakkala kasaba yürüyecekler tabi. Her zengin evinin ana giriş kapısı kanala bakıyor ve evin sahipleri kanaldan giriş yapıyorlar. Bu evlerin hizmet personeli de bu evlerin arka kapılarının baktığı meydandan evlere giriş yapıyorlar. Bu meydanlar günümüzdeki gibi taş yol değil, o zamanlar otlak / çamurlu bir arazi. Onun için de İtalyanca’da otlak alan gibi bir anlamı olan campo deniyormuş. Bu şehrimizde diğer İtalya şehirleri gibi piazzalar (meydan) değil, campolar var.

Her camponun olmazsa olması her adamızın da ortak iki öğesi. Ortada bir kaç tane (bizim gördüklerimiz genelde iki idi ama geçmiş zamanını bilemeyeceğim) temiz su kuyusu ve o campo’ya ismini verecek bir kilise. Temiz su kuyularını adamızın zengin kimsesi hayrına yaptırıp aile armasını kuyunun üzerine çakıp, hayır dualarının yönelmesi gereken kimselerin isimlerini insanların gözlerine sokuyorlarmış ki sevap puanları heba olmasın.

Venedikte mevcutta bir sürü gondol var ama köprüsüz dönemde kanalda gondol trafiği boğazda köprü trafiği gibiymiş (diye abartırmışım – ama siz durumu anlamışsınızdır 🙂 ) Günümüzde de bir sürü yerel Venediklinin teknesi varmış, ama artık evler tek bir kimseye ait olmadığı için teknelerini bulduklara yere bağlayıp çevreden geçen bir komşunun teknesine otostop çekip karaya ya da karadan kendi teknelerine ulaşıyorlarmış.

Ben Venedik’in gezilecek yerlerindense yerel hayata dair bu bilgileri daha ilginç bulduğum için bu bilgileri paragraf paragraf anlattım. Özünde saray ve kilise gezdikten sonra bir sürü kanal gezeceksiniz, sanata çok meraklıysanız da Accademia çevresindeki modern – eski sanat müzelerini gezeceksiniz. Ama ben dahil çevremde hiç kimse bu aktiviteye ilgi göstermediği için o konuda çok yardımcı olamayacağım.

Venedik’in kanallarını bitirdiniz Lido, Murano, Burano’dan devam edebilirsiniz. Lido yerel kimselerimizin yazlık bölgesiymiş. Murano cam işciliği ile ünlü, Burano’nun da çeyizlik dantelleri turistik aktivite konunuz.

Murano’nun cam işçiliği size atölye gezme ve cam üfleyen usta kimseleri görev üzerinde inceleme olanağı sunuyor.

Verona

Biz bu aktivitelerin hiç birisine girmeyip yakın şehirlerden Verona ve Padua‘yı keşfetmeyi kendimize daha uygun bulduk. Sonuçlarında da çok memnun kaldık. Ben yine aşağı ve yukarılara pazarlama babında Verona ve Padua’dan birer resim konduracağım. Tabi ki genel eğilimin olduğu üzere ikisi için birer günü birlik gezi rehberi de hazırlayacağım …. inşallah 🙂

Padua

Venedik Yeme – İçme

Ben sanırım rehberlerimden bu kısmı yakında toptan kaldıracağım ama bu konu ile ilgili düşüncelerim henüz net değil. Ben dışarıda yediğim yemekleri genelde aşırı lezzetli bulmuyorum. Ama çok talihsiz bir işletmeye denk gelmedikse yediklerimizin genel kitleyi memnun edeceğini de düşünüyorum. Bir de biz yemek yemek için değil şehirleri keşfetmek için geziyoruz yani önceliğimiz oranın en muhteşem tatlarını keşfetmek değil sadece gezerken doymak.

Özellikle nam salmış yerleri çok araştırmadığımız ve araştırmış olduklarımızı yerinde aramadığımız için genelde rastgele yerlerde yemek yiyoruz. Burada da öyle oldu. Bir önceki Venedik gezimde de yemek olarak Venedik’in İtalya ortalamasının altında olduğunu düşünmüştüm bu sefer de yine aynı kanaate vardım. Siz bu konu üzerinde detaylı çalışma yapmış kimseler daha çok odaklanın yani 🙂

Yalnız size odaklanacağınız şeyler hakkında ufak bir bilgi verebilirim. İlk olarak İtalya’ya geldim bir pizza attırayım şehri değil Venedik. Pizza buraya 19. yy’da gelmiş. Makarna da uzmanlık alanımız değil. Burası bir adalar silsilesi ve deniz ürünleri ana öğün öğemiz. Yanına karbonhidrat olarak da risotto (İtalyan pilavı) alıyoruz. Risottomuzu mürekkebini israf etmeyip de pirincin içine boca ettiğimiz kalamar ile alırsak yerellikte zirve yapıyoruz.

Bu yazıda mekan önerisinde bulunamayacağım çünkü yine kötü olmamakla beraber biz yemek yediğimiz yerleri aşırı beğenmedik. Ama rastgele seçtiğimiz cafeler çok sevimli ve başarılı çıktı onlardan bahsedebilirim.

İlk gün otelimize dönerken denk geldiğimiz kanal üzeri Cafe al Ponte del Lovo 1750’den beri sanatsal ve sıradan kimseleri ayırım yapmaksızın ağırlıyormuş. Kim olduğuna çok hakim olmamakla beraber Carlo Goldoni burada arkadaşları ile buluşup günlük yaşamı gözlemliyormuş ve Venedik lehçesi ile yazdığı Le Massere oununda bu kafemizden sıkça bahsediyormuş.

Siz de benim gibi İtalyan sahne sanatları konusunda oldukça cahil ama kahve konusunda hevesli iseniz burası sizi mutlu eder. Biz kahvenin yanına cannoli benzeri bir hamur işi tatlı yedik. Dışı milföy gibi bir hamur içi sade, antep fıstıklı, çikolatalı pastacı kreması olan. Biz antep fıstıklı ve çikolatalı olanları denedik ve pek sevdik. Yalnız burası fiyat olarak ortalamanın biraz üzerinde. İki kahve, iki küçük tatlı yanında bir şişe ikram su, ve yine ikramlık iki adet çikolata, iki adet lotus bisküvi ve iki adet bilmediğim bir kurabiye galiba 17,00 eur kadar tuttu. Genel olarak bir cappuccinonun 3,5 eur bir adet cannoli benzeri dediğim tatlının 1,5 eur ve bunları oturarak talep etmenin iki kişi için ekstra 2-3 eur olduğunu belirtip ortalamanın üstünden ne kastettiğimi açmış olayım.

İkinci kafe-bar önerimiz yerel kimselerin çoğunlukta olduğu bir bölgeden şimdi campo adını sallayamayacağım ama hastanenin olduğu campo – hatırladım 😀 Canneregio bölgesi … burası da San Marco, ama San Marco Medresesi meydanı gibi (tabi ki medrese değil de bir okul var ortamda 🙂 ) bir adı var. Meydanda da pek bıçkın bir asker amcanın at üzerinde bir heykeli var. Bu heykel de kahveye gelmişken ara gıybet konumuz olsun 🙂

Atın üzerinde yükseklerden bize bakan askeri kişiliğimizin adı Bartolomeo Colleoni aslen Venedikli olmamakla beraber Venedik ordusu için çalışmış, başarılar kazanmış önemli bir kişilikmiş. Öldüğü zaman servetini bırakacağı bir ailesi olmadığı için tüm servetini bir şartla Venedik Cumhuriyetine bırakmak istemiş. İlgili şart bu meydanda gördüğümüz heykelin San Marco meydanına dikilmesiymiş. Elbette istediği kabul edilmiş ve ilgili evrak işlemleri tamamlanmış. Amca ölünce isteği ufak bir ayrıntı haricinde istediği şekilde yerine getirilmiş.

Venedik bir cumhuriyet olduğu için hiç bir kimsenin heykelinin özünde cumhuriyetin meydanı San Marco’ya dikilemeyeceğinden ötürü San Marco Üniversitesi meydanına dikmişler 🙂

Bu heykeli inceleyip kahvemizi yudumlayacağımız kafemiz Rosa Salva 1879’dan beri hizmetimizdeymiş.

Sanırım İtalya’nın genelinde çok popüler onun için Venedik de eksik kalmamış, akşam üzeri kahve yerine Spiritz de alabilirsiniz. Bu meretin en ünlüsü Aperol, ama menülerde ufak farklarla bir kaç seçenek de mevcut.

Son olarak Venedikte menülerde ingilizce seçeceğinin olması o restoranın aşırı turistik olduğu anlamına gelmiyormuş, ama menülerde yemeklerin resimlerinin olduğu yerlerden uzak duracakmışız. Menüye baktık, resim yok, kafaya uzattık, iki üç Venedikli de gördük, canımız da deniz mahsülü ya da risotto istemiyor, çok da aç değiliz, o zaman cicheti ve Ombre alacağız. Cicheti’yi ısmarlarken asla tapas ya da pinchos demiyoruz ama özünde bu tip atıştırmalık bir yiyecek sipariş ediyoruz. Ombre’yi de sadece Venedik’te sipariş ediyormuşuz çünkü burada müessesemizin kendi yaptığı şarap anlamına geliyormuş. İtalya’nın başka bir yerinde sipariş edersek bir takım narkotik taleplerimiz olduğu iması oluşabilirmiş. Burada bir sıkıntı yok özünde ucuz sofra şarabı istiyoruz. Asayiş berkemal.

5 Günlük Venedik – Verona – Padua Gezisi Masraf Dökümünü

Şimdi gelelim kar zarar raporumuza. Yukarılarda bir yerde dedimdi, uçak biletlerine 645 TL verdik, otel 312 eur. Yurt dışı çıkış har(a)cı 50 TL, ve İstanbul havalimanında otopark ücreti 5 gün için 208 TL. Bunun dışında iki kişi İtalya’da bulunduğumuz süre içerisinde 330 eur harcadık.

330 eur’un detayları da aşağı yukarı şöyle; Venedik havalimanı – şehir merkezi ulaşım için kişi başı 27 eur verdik. Bir gün kanallar arası gezi yapmak için 75 dakika geçerli Vaporetto bileti aldık bunun kişi başı ederi 7,5 eur. Venedik – Verona tren biletine iki kişi gidiş dönüş 38 eur verdik, Venedik – Padua treni gidiş dönüş iki kişi için 18 eur verdik. Verona arenasını gezmek için kişi başı ya 7 ya da 8 eur verdik (şimdi net hatırlamıyorum, yalan olmasın 🙂 )Geri kalan meblağı da toptan yedik içtik.

Yani evden çıkıp eve dönmelik 4 gece 5 günlük İtalya seyahati için toplam 445 eur harcamışız.

P.S. 1 Bir şekilde denk gelmişseniz, o kimsenin de size cevap veresi tutmuşsa, yerel kimselerden yer tarifi istersek sokak ismi değil, Campo (meydan) ismi vermemiz gerekiyormuş. Kimse sokak isimlerini bilmezmiş ama campodan campoya keklik gibi sekerlermiş.

P.S. 2 İtalya’da genel olarak aynı kafede barda ayakta kahve içmek ile aynı kahveyi oturarak içmek arasında 1 -1,5 eur servis – ağırlama farkı var. Yukarda da yazdımdı ama bu kısmı yukarıdan önce yazdımdı sonra silmeye üşendim. Evet, yazıları yazarken istediğim satırdan başlıyorum 🙂

P.S. 3 İlk defa burada free walking tourda verdiğimiz bahşişin karşılığı elimize bir fiş tutuşturuldu 🙂 Normalde Evropa devletlerinde insanlar gelirlerini beyan usulu devlete ödüyorlar. Türkiye’de de durum böyle ama ek motivasyon da yaratmak gerekebiliyor. Dünyada bu ek motivasyonun yaratılması gereken üç beş ülkeden biriyiz. Yunanistan ve İtalya da arkamızdan bizi takip etmekte …. Evropa … hep bizi kıskanıyor 😀

P.S. 4 Barcelona’da da benzer bir uygulama vardı, Venedikte de otel ücretini kredi kartı ile ödeyebilirsiniz ama günlük 2-3 eur’luk bir şehir vergisi oluyor ve onu nakit ödemenizi talep ediyorlar.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s